29 Ekim 2016 Cumartesi

AN ...


 Ölü Ozanlar Derneği kitabını okumuş , filmini defalarca izlemiş biri olarak tiyatrosunu izledikten sonra sanki ilk defa duyduğum bir hikayeymişcesine beni etkiledi ve klavyenin başına itti.Neydi peki beni bu kadar etkilemesine sebep olan şey?Aynı senaryonun bana veriliş şekillerinden en çok hoşuma giden tiyatro olması mı diye düşündüm ilk , ki öyle değil ; Ölü Ozanlar Derneği benim filmini kitabından fazla sevdiğim tek metin olma özelliğini taşır ve tiyatrosu da benim için filminin önüne geçemedi.
 
  Sebep beynimde ne zamandır dönüp duran şeyleri tetiklemesiydi aslında.

  Son zamanlarda an'lar üstüne çok kafa yorduğumu fark ettim.O anda olabiliyor muyum şeklinde sorular sordum kendime.Mesela elime bir kitap alıp oturduğumda devamlı kafamda şu an ders çalışmalıyım mı oluyor ya da ders çalışırken şu an kitap okusam ya da saat kaç banyo yapsam şeklinde , o andan beni koparan devamlı bir yetişme telaşının hüküm sürdüğü bir mekanizma mı var beynimde.En basitinden tiyatroda oturup keyifli bir oyun izlerken eve ne ile dönsek metrobüs mü otobüs mü diye düşünmek , ya da eve gidince yapacaklarımı planlamak.Davranışlar süreklilik kazanınca huya dönüşür.Ben yavaş yavaş ana bağlı kalamamayı huya dönüştürüyorum.

  Anı yaşamak aslında tamamen o anın içinde bulunmak aslında bedenen ve ruhen o anda olabilmek.Teori olarak çok kolay gözüken fakat uygulaması bir o kadar zor bir terim.Anda kalmak...O ana odaklanmak belki de tüketim çağı gereği zamanı yaşamak yerine tüketmeyi seçiyoruz.Belki de o kadar fazla yük taşımaya uğraşıyoruz ki yaşamak yerine yetişebilme sanatına dönüşüyor hayatımız , her şeye yetişmeye uğraşmanın getirdiği o stres ve koşuşturma hali durup kendimizi dinleme ana odaklanma becerisini yitirmemizi  sağlıyor.Her durumda olduğu gibi bunda da  fark edebilmek aslında durumu değiştirmek için yapılabilecek en önemli şey , ben şu an bu yazıyı yazarken sadece yazdıklarıma kahveme yani bu anıma odaklanıyorum.Hayatımda yaşadığım her an değerli çünkü ne eksik ne yarım...Bir şeyleri beklemek yerine o şeyi ben oluşturuyorum, Ölü Ozanlar Derneğinde o şiirde dendiği gibi "Yeni bir gün düşlüyoruz , yeni bir gün doğarken.." , her yeni gün eşsiz anlardan oluşuyor.Beklemek düşünmek yerine o anı yaşayalım.
 
Çünkü hayat o "an"....

2 Ekim 2016 Pazar

“If you’re stressing over happiness, you’re doing it wrong.” (Eğer mutluluk üzerine stres yapıyorsanız, bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir.) 

10 Ağustos 2016 Çarşamba



yaşamadığın yaşanmışlıkları benimsemek...
iyi ki filmler var.
iyi ki o film var.

7 Ağustos 2016 Pazar

O kız hiçbir zaman gerçekten yaşamadı: bunun için de, gerçekten ölmüş değil.
Hiç olmazsa senin için ancak bir düş, Shakespeare’in oyunları arasında uçuşan varlığıyla bunları daha da güzelleştiren bir hayalet..

9 Aralık 2015 Çarşamba

Tanrıyı Gören Köpek-Dino Buzzati


 Tanrıyı Gören Köpek Buzzati ile tanışma kitabım oldu ve yazara hayran kaldım.Kitap 22  tane öyküden oluşuyor.Aralarında beni çok etkileyen öyküler oldu , genel olarak kötü diyebileceğim
tek bir öykü bile yoktu.Pelerin ve Yedi Kat adlı öyküler beni etkileyen öyküler arasındaydı.Yazara öykü kitabıyla başlamaya çekindiysem de iyi ki öyle başlamışım dedim.Tatar Çölü'nü ve Colombre'i okumak için sabırsızlanıyorum.

  Kitabın içinde benim şu ana kadar okuduğum en naif aşk tanımı bulunuyor:



"Belki sen haklısın, denemek aptallık olacak. Ama hiç olmazsa, evet hiç olmazsa seni görmek isterdim. Ne olursa olsun şu ya da bu biçimde birlikte olurduk, keyiflenirdik. Gece ya da gündüz, yazın ya da güzün, bilinmedik bir ülkede, dökülen bir evde, ruhsuz bir otelde, hiç önemi yok. Yanımda olman yetecek. Ben -söz veriyorum- burada durup çatıların gizemli çatırtılarını dinlemeyeceğim, bulutlara da bakmayacağım, ne de müziğe ya da rüzgara kulak vereceğim. Sevsem de, bu anlamsız şeylere boş vereceğim. Dediklerimi anlamayacak, bana yabancı olaylardan söz edecek, eski giysilerden, paradan yana yakınacak olursan, sabırlı davranacağım. şiirler, ortak umutlar, sevdaya onca dost hüzünler olmayacak. Ama sen yanımda olacaksın ve göreceksin yeterince mutlu olacağız, çok yalın bir biçimde, yalnızca erkekle kadın olarak, dünyanın her yerinde olduğu gibi."

Can yayınlarının yeni kapak tasarımları ile basılan kitabın arka kapak yazısı da şöyle:

"Romancı, öykü ve oyun yazarı Dino Buzzati, kendine özgü taşlama ve mizah anlayışıyla çağdaş İtalyan edebiyatının en saygın yazarlarından biri. Edebiyat çizgisinin kökleri genellikle Edgar Allan Poe ve Franz Kafka'ya bağlanan ama özellikle kısa öykülerinde tümüyle özgün bir fantastik dünya yaratmış olan Buzzati, sanayi toplumunun, günümüz insanı üstüne bir karabasan gibi çöreklenen baskılarını kimi zaman gerçeküstücü, yer yer olağandışı boyutlarda işliyor. Tatar Çölü adlı romanı ve Klinik Bir Vaka adlı oyunuyla büyük üne erişen Buzzati, en güzel öykülerini bir araya getiren Tanrı'yı Gören Köpek'te, çağdaş insanı sarmalayan gizemi aralamaya yöneliyor. İnsanoğlunu tüm zayıflıkları, tüm çelişkileriyle ele alan bu öyküler günümüzün yalnız insanını psikolojik derinliğiyle irdelemekle kalmıyor, tükenmeyen umutlarımızı da dile getiriyor."

4 Kasım 2015 Çarşamba

Hayatın Kaynağı-AYN RAND

   
 Blog yazmaya şu an okuduğum kitap yerine hayatımda okuduğum en güzel kitabı anlatmakla başlıyorum.Bu yaza kadar bana en sevdiğim kitabı sorduklarında birden fazla kitap sayan biriydim.Ama bu yazdan sonra bir kitap daha öne geçmeye başladı.Ayn Rand'ın Hayatın Kaynağı isimli kitabından bahsediyorum. Yazarın daha önce '16 Ocak Gecesi' adlı tiyatro oyununu okumuştum. Okuduğum ilk romanı bu oldu ve beni kendine hayran bıraktı.

   Öncelikle yazardan bahsetmek gerekirse Ayn Rand ' objektivizm ' akımının kurucusu olarak bilinir.Felsefesi ve kitapları kendi bireycilik, rasyonel bencillik ve kapitalizm mefhumlarını vurgular. Devletin özgür bir toplumda yasal ama minimal bir role sahip olduğuna inanan Rand sıkı bir minarşisttir. Libertenyenler ve Amerikalı muhafazakarlar arasında önemli bir etkisi olmuştur.

  Kitaba gelirsem Howard Roark adındaki bir mimarın bize idealistliğini anlatırken bir yandan da olay örgüsü çerçevesinde kitaba giren farklı görüşteki karakterlerin düşüncelerini,karakterlerin olaylar çevresindeki değişimini okuruz.Kitabı okurken belki de beni en çok etkileyen şey yan karakterlerin de baş karakter kadar derinliği olmasıydı.Hiç bir yan karakter tutarsız ya da olayda yeri olsun diye yazılmış değildi.Her karakter dünyadaki farklı görüşteki ve gruptaki insanları temsilen romana koyulmuş izlenimi veriyordu ve farklı görüşleri bu şekilde tutarlı okumak kesinlikle insanda empati yeteneğini geliştiriyor.Düşüncesine katılmadığım ya da yaptıklarını beğenmediğim karakterler oldu fakat bu kitapta tek bir tane bile nefret ettim hiç sevmediğim diyebileceğim karakter olmadı.Olay örgüsü hakkında bu kitap için çok bir şey söylemek istemiyorum.Ama ne yapıp edin ve bu kitabı okuyun.Beğenip beğenmeyeceğinize dair kesin bir şey söyleyemem ama kesinlikle ufkunuzu açacak bir kitap.Bitirdiğinizde sizi farklı bir seviyeye taşıyacak bir kitap o yüzden de Hayatın Kaynağına mutlaka bir şans verin.




 "Dünya bizleri kurtarma ve bize iyilik etme aşkıyla dolu insanlar tarafından hep kana bulandı.Tarihteki bütün savaşları yürekleri iyilikle dolup taşan,kendini bir dava uğruna feda ettiğini düşünen kurtarıcılar çıkardı.

  Hitler Almanları,Stalin işçileri,Mao köylüleri kurtarmak için dünyayı kana buladı.Milyonlarca insan kurtarıcılarının şefkat dolu ellerinde can verdi.Onlar hep biz dediler,hiç ben deyip kendilerini düşünmediler.

 Ama bilim,zenginlik,hayatı kolaylaştıran,yaşanır kılan her tür buluş ve bilgi,kendi çıkarları için çalışan,işini iyi yapan bencillerin eseriydi.Onlar hiçbir zaman biz olmadılar.Sadece işlerini iyi yapmaya çalıştılar ve bizlere rağmen başardılar.

  Elinizdeki kitap dünyanın fedakarlık tüccarları tarafından yok edilmemesi için bir AKIL KALKANIDIR.Ben'in bir savunusu ve kalabalıklara karşı duran yaratıcılara verilmiş bir ödüldür.Aklın ve mantığın yolunu izlemek isteyen herkese bu rehberi takdim etmekten onur duyarım."
 Sinan Çetin